TÜRKYEDE DOKTOR OLMAK?

Acı İlaç

Türkiye’de Doktor Olmak?

Prof. Dr. F. Cankat Tulunay

Türkiye’de doktor olmanın zorluğu tek bir nedene bağlı değildir. Son yıllarda ortaya çıkan sorunlar, sağlık sisteminin yapısal dönüşümü, tıp eğitiminin niteliği, çalışma koşulları ve mesleğin toplumsal algısındaki değişimlerin birleşmesiyle oluşan karmaşık bir tabloyu yansıtır. Bugün birçok genç hekim yalnızca yoğun çalışma temposundan değil, aynı zamanda mesleğin geleceğine ilişkin belirsizliklerden de söz etmektedir.

Bu durumun en görünür nedeni çalışma koşullarının ağırlaşmasıdır. Türkiye’de kamu hastanelerinde çalışan hekimler dünyanın birçok ülkesine göre çok daha yüksek hasta yüküyle karşı karşıyadır. Büyük şehirlerde bir poliklinikte bir hekimin günde 70–100 hasta bakması sıradan bir durum haline gelmiştir. Bu yoğunluk yalnızca fiziksel yorgunluk yaratmakla kalmaz; aynı zamanda hekimlerin hastalara ayırabildiği süreyi de ciddi biçimde azaltır. Muayene süresinin çoğu zaman 3–5 dakika civarında olması, tıbbi değerlendirmelerin kalitesini ve hekim-hasta ilişkisini olumsuz etkileyebilmektedir. Birçok hekim bu durumun tıbbın doğasıyla çeliştiğini, hastaya yeterli zaman ayırmadan kaliteli bir tıbbi değerlendirme yapmanın imkansız olduğunun farkındadır.

Çalışma koşullarını zorlaştıran ikinci önemli faktör sağlık sisteminin aşırı talep üretmesidir. Türkiye’de sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması önemli bir başarı olarak görülse de, bu durum aynı zamanda sağlık sisteminde büyük bir talep patlamasına yol açmıştır. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık doktor ziyaret sayısı OECD ülkelerinin çoğundan daha yüksektir. Bu durum hastanelerde sürekli bir yoğunluk yaratmakta ve hekimlerin üzerindeki iş yükünü artırmaktadır.

Doktorluk mesleğini zorlaştıran bir diğer önemli unsur sağlıkta şiddet sorunudur. Son yıllarda Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik sözlü ve fiziksel şiddet olayları sık sık gündeme gelmektedir. Acil servisler ve yoğun poliklinikler bu tür olayların en sık yaşandığı yerlerdir. Şiddet yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı değildir; sürekli bir sözlü baskı ve tehdit atmosferi de hekimler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturur. Bu durum birçok genç doktorun mesleğe bakışını olumsuz etkilemekte ve mesleki tükenmişlik riskini artırmaktadır.

Ancak doktorluk mesleğinin zorlaşmasının nedenleri yalnızca hastanelerdeki çalışma koşullarıyla sınırlı değildir. Aile hekimliği sistemi de son yıllarda ciddi tartışmaların odağında yer almaktadır. Aile hekimliği başlangıçta birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek amacıyla oluşturulmuş olsa da, sistem zamanla yoğun bürokratik yük ve performans baskısı altında kalmıştır. Aile hekimleri yalnızca hasta muayenesi yapmakla kalmamakta, aynı zamanda çok sayıda idari ve raporlama görevini de yerine getirmek zorunda kalmaktadır. Aşı takibi, kronik hastalık izleme programları, reçete raporları, sevk işlemleri ve çeşitli istatistiksel bildirimler aile hekimlerinin zamanının önemli bir kısmını almaktadır. Bu durum birçok aile hekimi tarafından “hekimlikten çok bürokrasi yapmak” olarak tanımlanmaktadır. Bütün bunlara ragmen aile hekimleri yeterli maaşı alamamaktadır. Aile hekimlerinin vaktinin çoğu reçete yenilemekle geçmektedir.

Türkiye’de sağlık sistemini etkileyen bir diğer önemli sorun ise tıp fakültelerinin sayısındaki hızlı artıştır. Son yirmi yılda Türkiye’de tıp fakültesi sayısı dramatik biçimde yükselmiştir. Yeni üniversitelerin açılmasıyla birlikte birçok şehirde tıp fakültesi kurulmuş, bazı bölgelerde ise kısa sürede birden fazla fakülte ortaya çıkmıştır. Her mahalleye bir cami ve tıp fakültesi kurma politikası Türk tıbbını bitirmiştir. Bu fakültelerin bir kısmını ironik biçimde “gecekondu tıp fakülteleri” olarak adlandırılmaktadır. Çünkü bu fakültelerin önemli bir bölümünde yeterli akademik kadro, klinik altyapı ve eğitim hastanesi bulunmamaktdır.

Birçok devlet ve özel tıp fakültesinde yeterli sayıda öğretim üyesi bulunmaması, tıp eğitiminin niteliği açısından ciddi bir sorun yaratmaktadır. Tıp eğitimi doğası gereği yoğun klinik deneyim ve bire bir eğitim gerektirir. Ancak öğretim üyesi sayısının yetersiz olduğu fakültelerde öğrenciler yeterli klinik eğitim alamayabilmektedir. Bazı fakültelerde bir öğretim üyesine düşen öğrenci sayısı oldukça yüksektir ve bu durum eğitim kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Tıp eğitimiyle ilgili eleştiriler yalnızca fakülte düzeyinde değildir. Uzmanlık eğitimi sırasında da benzer sorunlar dile getirilmektedir. Özellikle cerrahi branşlarda eğitim kalitesinin düşmesi konusunda ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Bazı cerrahi asistanlar yeterli ameliyat deneyimi kazanamadıklarını, ameliyat tekniklerini öğrenmek için bazen internet videolarına ve YouTube gibi platformlara başvurmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedir. Elbette bu durum tüm eğitim kurumları için geçerli değildir; Türkiye’de çok güçlü cerrahi eğitim merkezleri de bulunmaktadır. Ancak bazı hastanelerdeki yoğun hasta yükü ve öğretim üyesi eksikliği, asistanların sistematik cerrahi eğitim almasını zorlaştırabilmektedir.

Bu gelişmelerin sonucu olarak bazı hekimler Türkiye’de tıp eğitiminin genel seviyesinin düşmeye başladığını ileri sürmektedir. Öğrenci sayısının hızla artması, öğretim üyesi sayısının aynı hızda artmaması ve klinik eğitim altyapısının sınırlı olması bu eleştirilerin temel nedenleri arasında sayılmaktadır.

Ekonomik faktörler de doktorluk mesleğinin zorlaşmasında önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de hekim gelirleri nominal olarak artmış olsa da yüksek enflasyon ve yaşam maliyetleri nedeniyle birçok hekim gelirlerinin satın alma gücünün azaldığını düşünmektedir. Ayrıca performansa dayalı ödeme sistemi bazı hekimler tarafından mesleğin niteliğini olumsuz etkileyen bir unsur olarak görülmektedir. Bu sistem daha fazla hasta bakmayı teşvik ederken bazen nitelikli tıbbi değerlendirme için gereken zamanı azaltabilmektedir.

Bu gelişmelerin önemli sonuçlarından biri genç doktorların yurt dışına yönelmesidir. Son yıllarda çok sayıda Türk hekimi Avrupa ülkelerinde veya başka sağlık sistemlerinde çalışma imkânlarını araştırmaktadır. Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri doktor açığını kapatmak için yabancı hekimlere çalışma fırsatı sunmaktadır. Daha düzenli çalışma saatleri, daha düşük hasta yükü ve daha yüksek gelir beklentisi bazı genç doktorların göç etmeyi düşünmesine yol açmaktadır.

Bütün bu sorunlara rağmen Türkiye’de doktorluk hâlâ toplum açısından son derece önemli bir meslektir. Türkiye’de çok sayıda hekim zor koşullar altında büyük bir özveriyle çalışmaktadır. Ancak sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi, tıp eğitiminin kalitesinin korunması ve sağlık çalışanlarının güvenliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’de doktor olmanın zorlaşmasının nedeni tek bir faktör değildir. Yoğun hasta yükü, sağlık sisteminin talep yapısı, şiddet olayları, aile hekimliği sistemindeki sorunlar, hızla artan tıp fakültesi sayısı ve eğitim kalitesi tartışmaları bir araya geldiğinde hekimlik mesleği eskisine göre çok daha karmaşık ve zor bir hale gelmektedir. Bu sorunların çözümü yalnızca doktorları değil, sağlık sisteminin bütününü ilgilendiren yapısal reformlar gerektirmektedir. Türkiye’de sağlık hizmetlerinin geleceği, hekimlerin mesleki tatmini ve eğitim kalitesinin korunması ile doğrudan bağlantılıdır.